Diş macunu siğil geçirir mi ?

Ozkul

Global Mod
Global Mod
Bu bulgu bize iki önemli mesaj verir. Birincisi, siğil tedavisinde bilimsel kanıtlar gerçekten mevcuttur. İkincisi, kanıtlanmış yöntemlerin etkisi bile her hastada aynı değildir.

Diş macununun siğilleri ortadan kaldırdığını gösteren benzer düzeyde güvenilir klinik kanıtların bulunmaması nedeniyle bu ürünün tedavi amacıyla kullanılması bilimsel açıdan desteklenmemektedir.

4. KANITLAR NE SÖYLÜYOR? DİŞ MACUNU İLE KANITLANMIŞ TEDAVİLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

Bir tedaviyi değerlendirmenin en iyi yollarından biri, onu alternatifleriyle karşılaştırmaktır. Burada karşılaştırmanın yalnızca iyileşme ihtimalini değil, yan etkileri, maliyeti, uygulama süresini ve kullanım kolaylığını da kapsaması gerekir.

Diş macunu: Siğilleri tedavi etmek amacıyla geliştirilmemiştir. Siğillerin ortadan kalkmasını sağladığını gösteren yeterli klinik kanıt yoktur. Ürünün içeriğine bağlı olarak ciltte tahrişe neden olabilir.

Salisilik asit: Siğil tedavisinde kullanılan, keratolitik özellik taşıyan bir maddedir. Derinin kalınlaşmış tabakalarının kontrollü biçimde uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Reçetesiz satılan bazı siğil ürünlerinde bulunur. Düzenli uygulama gerekebilir ve sonuçların ortaya çıkması haftalar alabilir.

Kriyoterapi: Siğilin sıvı azot gibi çok soğuk bir maddeyle dondurulmasına dayanan, sağlık profesyonellerinin uyguladığı bir yöntemdir. Ağrı, su toplaması ve cilt renginde değişiklik gibi yan etkiler görülebilir. Birden fazla seans gerekebilir.

Bekle ve gözle yaklaşımı: Bazı siğiller tedavi uygulanmadan kendiliğinden kaybolabilir. Siğilin konumu, verdiği rahatsızlık, kişinin yaşı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak bu seçenek değerlendirilebilir.

Amerikan Dermatoloji Akademisi, yaygın ve ayak tabanında görülen siğillerde salisilik asidi temel tedavi seçeneklerinden biri olarak belirtmektedir. Kriyoterapi de dermatologların kullandığı yöntemler arasındadır. Bununla birlikte, her tedavinin her siğil türü için uygun olmadığı ve iyileşmenin zaman alabileceği vurgulanmaktadır.

Bilimsel karşılaştırma açısından bir başka önemli çalışma, Cockayne ve arkadaşlarının birinci basamak sağlık hizmetlerinde yürüttüğü randomize kontrollü araştırmadır. Araştırmada sıvı azotla kriyoterapi, salisilik asit ve tedavisiz izlem karşılaştırılmıştır. On üçüncü haftada genel iyileşme oranları sırasıyla yüzde 39, yüzde 24 ve yüzde 16 olarak bildirilmiştir. Ancak siğilin bulunduğu bölgeye göre sonuçlar değişmiş, özellikle ayak tabanı siğillerinde tedavi grupları arasındaki fark belirgin olmamıştır.

Bu rakamlar bütün hastalar için geçerli, değişmez başarı oranları olarak yorumlanmamalıdır. Bunlar belirli bir araştırmanın belirli bir takip süresinde elde ettiği sonuçlardır.

Yine de bu çalışma, diş macunu iddialarından farklı olarak, gerçek bir karşılaştırma yapıldığını ve tedavi sonuçlarının ölçüldüğünü göstermektedir.

Bilimsel yaklaşımın özü tam da budur: Bir uygulamanın işe yaradığına inanmak yerine, işe yarayıp yaramadığını ölçmek.

5. DİŞ MACUNU SİĞİLİ KURUTUYORSA NEDEN TEDAVİ ETMİYOR?

İnternetteki bazı öneriler, diş macununun siğili kuruttuğu ve bu nedenle siğilin zamanla düşeceği iddiasına dayanır. Bu düşünce, görünür değişikliklerle biyolojik iyileşmenin birbirine karıştırılmasından kaynaklanabilir.

Ciltte kuruluk oluşması, yüzeydeki su miktarının azalması veya derinin üst tabakasının tahriş olması anlamına gelebilir. Oysa siğilin gelişimi, HPV enfeksiyonunun cilt hücreleriyle etkileşimiyle ilişkilidir.

Bir maddenin siğilin yüzeyini kurutması, virüsün enfekte ettiği hücrelerin tamamının ortadan kaldırıldığını göstermez. Aynı şekilde siğilin küçülmesi de mutlaka enfeksiyonun sona erdiği anlamına gelmez.

Üstelik diş macununun formülü standart değildir. Farklı ürünler farklı bileşenler içerebilir. Bu nedenle bir diş macunuyla yaşanan cilt reaksiyonundan yola çıkarak bütün diş macunları hakkında aynı sonuca varmak da doğru değildir.

Özellikle yüz gibi hassas bölgelerde, tırnak çevresinde veya tahrişe yatkın ciltlerde gelişigüzel ürün kullanımı istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Diş macununun uzun süre ciltte bırakılması, üzerine bant yapıştırılması veya açık yaraya uygulanması tahriş riskini artırabilir.

Burada şu soruyu sormak gerekir: Bir ürünün cildi tahriş ederek görünür bir değişiklik oluşturması, o ürünü etkili bir tedavi hâline getirir mi?

Cevap hayırdır. Etkinlik, yalnızca görünüşteki değişimle değil, hastalığın klinik olarak gerileyip gerilemediği ve bu sonucun güvenli biçimde elde edilip edilmediğiyle değerlendirilmelidir.

6. KİŞİSEL DENEYİMLER, SOSYAL MEDYA VE YANLIŞ BİLGİLER

Diş macunuyla siğil tedavisi iddiasının yayılmasını yalnızca bilimsel bilgi eksikliğiyle açıklamak yeterli değildir. İnsanların sağlık kararlarını etkileyen ekonomik, psikolojik ve sosyal faktörler de vardır.

Örneğin, bir siğil için dermatoloji randevusu almak zaman gerektirebilir. Tedavi masrafları, ulaşım güçlükleri veya sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunlar, insanları evde uygulanabilecek yöntemlere yöneltebilir. Diş macununun hemen her evde bulunması da bu yöntemi cazip hâle getirebilir.

Bir başka etken, kişisel deneyimlerin internetteki görünürlüğüdür. Bir kişinin iyileştiğini anlatan kısa bir video, bilimsel araştırmalardan daha kolay anlaşılabilir ve daha hızlı yayılabilir. Ancak çok sayıda kişinin aynı yöntemi önermesi, yöntemin etkinliğini kanıtlamaz.

Burada kadınların sosyal etkileri ve empatiyi, erkeklerin ise veri ve analitik düşünmeyi daha fazla önemsediği gibi kalıplaşmış varsayımlara başvurmamak gerekir. Sağlık davranışları cinsiyete bakılarak güvenilir biçimde açıklanamaz. Her cinsiyetten insan bilimsel verilerle karar verebilir, kişisel deneyimlere güvenebilir, sağlık hizmetlerine erişimde zorluk yaşayabilir veya başkalarının önerilerinden etkilenebilir.

Daha sağlıklı bir tartışma için farklı bakış açılarını birlikte ele almak gerekir.

Bir kişi, evde uygulanabilen bir yöntemin ekonomik ve pratik olmasına önem verebilir. Başka biri, klinik araştırmalardaki başarı oranlarını ve yan etki risklerini karşılaştırmak isteyebilir. Bir diğeri, siğilin görünümü nedeniyle yaşadığı utanç veya sosyal kaygıyı dile getirebilir. Bu yaklaşımların hiçbiri tek başına belirli bir cinsiyete ait değildir.

Üstelik siğillerin sosyal etkileri küçümsenmemelidir. Özellikle ellerde veya yüzde görülen oluşumlar, kişinin görünüşü hakkında kaygı duymasına, başkalarının tepkilerinden çekinmesine veya sosyal ortamlardan uzaklaşmasına neden olabilir. Ayak tabanındaki siğiller ise ağrı nedeniyle günlük yaşamı zorlaştırabilir.

Bu nedenle bilimsel bir sağlık yazısı yalnızca tedavinin başarı oranlarını açıklamakla yetinmemeli, insanların neden belirli yöntemlere yöneldiğini de anlamaya çalışmalıdır.

Ancak empati göstermek, bilimsel kanıtları ikinci plana atmak anlamına gelmez. Tam tersine, insanları gereksiz risklerden korumak için doğru bilgiyi açık, anlaşılır ve yargılamadan sunmak gerekir.

Forumda tartışmaya değer sorulardan biri şudur: İnsanlar evde uygulanan yöntemlere gerçekten daha etkili oldukları için mi yöneliyor, yoksa daha ucuz, kolay ve ulaşılabilir oldukları için mi?

Bu sorunun yanıtı, yalnızca siğillerin tedavisi için değil, genel sağlık okuryazarlığı açısından da önemlidir.

7. SİĞİL TEDAVİSİNDE DAHA GÜVENİLİR YAKLAŞIMLAR

Siğil tedavisinde ilk adım, ciltteki oluşumun gerçekten siğil olup olmadığını anlamaktır. Çünkü nasır, bazı iyi huylu deri oluşumları ve nadiren daha ciddi cilt hastalıkları siğille karıştırılabilir.

Tanı konusunda şüphe varsa, özellikle oluşum hızla büyüyorsa, kendiliğinden kanıyorsa, açık yara görünümündeyse veya belirgin biçimde değişiyorsa dermatoloji değerlendirmesi önemlidir.
 
Üst